Tess Gerritsen – Çırak

Uzun süredir polisiye roman okumuyordum. En son kitaplığımda okunacak bir şeyler aradığımda “Çırak” gözüme çarptı. Sanırım Philip Margolin’in Kanlı Adalet kitabından sonra okuduğum en etkileyici polisiye gerilim romanı.

Kitap şu şekilde özetlenebilir; Jane Rizzoli Cerrah lakaplı seri katili kendi elleriyle tutuklamıştır. Hatta Cerrah Jane’in eline unutamayacağı bir iz bırakmıştır. Bu romanda Rizzolli bu kez Cerrah’ı taklit eden bir seri katilin peşindedir. Yaşadığı olaylar sonrasına dramatik bir boyut kazanan bu soruşturma gerçekten ilginç bir şekilde yönlenir. Ve sonuç olarak Cerrah ile Çırağı arasında ki korkunç bağlantı ortaya çıkar. Cerrah’ın hapishaneden kaçmasıyla birlikte olayın boyutu değişmeye başlar…

Polisiye gerilim sevenler için okunması gereken bir kitap.

 

Blogdergisi 20. Sayı çıktı…

Uzun bir araydı, biraz sıkıcı, özlem dolu. Nihayet her zaman ki gibi güçlü bir ekiple yeni bir sayı çıkartmış bulunuyoruz. İsimlerini tek tek sayamasam da, böylesine güzel bir organizasyonun içerisinde yer aldıkları için tüm Blog Dergisi ekibini kutluyorum.

20. sayımızı okumak için http://www.blogdergisi.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yeşil, Mavi ve koca bir gölge HES…

Bu tarz konularda yazmayı pek sevmem, ne ben bu dünyayı değiştirebilirim, ne de benim fikirlerim birileri tarafından dikkate alınır. Yakın çevrem Karadeniz bölgesinde yapılamsı planlanan HES’lere (Hidroelektrik santralleri) karşı olduğumu bilir.

Efendim, bir çok kişi çevreciler nükleere karşı, hes’e karşı nasıl elektrik üreteceğiz diye garip bir soru soruyor. Ben Hes’lere teknik açıdan karşı değilim fakat uygulama açısından karşıyım. Çünkü ne yazık ki, Karadeniz bölgesinde bulunan bir çok derenin debisi üzerine bir dinamo ve tribün koyulacak kadar yüksek değil. Bu yüzden dereden borularla tribünlere su taşınıyor. İşte ben buna karşıyım. Ne yazık ki, insanlar bu suların ne kadar önemli olduğu ve etraflarına nasıl hayat verdikleri konusunda bilgisiz ve duyarsızlar.

Geçtiği her yere hayat veren dereleri borulara hapsederek büyük bir doğa katliamı yapılıyor. Beni en çok üzen şeyse, bu derelerin boşa akıp gittiğini düşünen zihniyet. Kısacası hep övündüğümüz, gurur kaynağımız olan Karadenizin doğasına el uzatılıyor ve ne yazık ki, elimden üç beş satır yazmaktan başka bir şey gelmiyor..

Ankara….

Ankarayı oldum olası sevmem. Sevilmeyecek ne var mis gibi şehir diyenleri anlıyorum ama Ankara bana göre değil. Fakat şunu söylemem gerekiyor ki, bu yıl 4. kez yaşanılabilir en iyi kent seçilen Ankara bu ünvanını hak ediyor.

Şimdi “vay efendim trafik aldı başını gidiyo, hayat pahalandı, eğlence yok bişi yok” diyen sesleri duyar gibi oluyorum. Ama iş öyle değil işte. 20 dakikalık mesafeyi 45 dakikaya hergün gidip gelenler arasında bende varım. Ama İstanbulda ki gibi yürüyerek 15 dakikada kat ettiğiniz yolu arabayla 40 dakikada kat etmiyorsunuz. Eğer gidip Arvin, Rize gibi Karadeniz şehirleriyle kıyaslamıyorsanız Ankara büyük şehirlerin çoğundan daha temiz havaya sahip.

Toplu taşıması sıkıntılı evet, ama bir noktadan bir noktaya gitmek için çok nadiren ikinci bir araca ihtiyaç duyuyorsunuz. Ve bu nadir durumların bir çoğuda aslında yürüyerek 20-25 dakikada gidilecek mesafeler oluyor. Otobüslerin kalabalık olduğu gerçeğini saklamamak gerekiyor tabi.

Sonra bir çok ilçesinde geniş geniş sokaklar var, insan yürürken, bisiklet sürerken bunalmıyor. Kafasını kaldırınca bina çatılarını değil gökyüzünü görebiliyor. Sakin bir şehir, gürültüsü, keşmekeşi yok. Kısacası Ankara bence yaşanılabilir şehir ünvanını hak eden bir şehir.

Ankarayı nadiren öven bir insan olarak bütün bunlara rağmen Ankarayı sevmiyorum, bırakın sevmeyi nefret ediyorum bile diyebilirim. Ama benim nefret ediyor olmam Ankaraya bu ünvanın verilmesine engel değil. Bu ünvana katılmayan insanları da suçlamıyorum, sonuç olarka insanların kriterleri farklı.

Ama gerçekten büyük bir şehre muhtaçsanız, iş ve aile şartları el veriyorsa tercihiniz Ankara olsun.

Daniel Finn – İki İyi Hırsız…

Basit bir kitap. Anlaması, okuması, yorumlaması herşeyiyle basit bir hikaye. Çok fazla betimlemeye yer verilmemiş böylece basit olan bir hikaye gerçekten zevkle okunacak hale gelmiş. Daha fazla ve detaylı betimlemeye yer verilseydi bu kitabı muhtemelen 30. sayfasında bırakırdım diyebilirim.

Konusu basit, Barrio denen bir bölgede yaşayan iki küçük hırsızın hayatını ve birazda Barrio şehrinin hayatını anlatıyor. Baz küçük bir kız, Demi ise Baz’dan bir kaç yaş büyük bir erkek. İkisi de Fay adında bir kadının emrinde ve korumasında hırsızlık yapıyorlar. Baz ve Demi her zaman birlikte çalışır, Demi hızıyla dikkat çekerken, Baz Demi’nin arkasını kollayan sessiz bir tiptir. Demi Fay’a oldukça bağlı olmasına karşılık çok fazla duygusal değildir. Baz ise tam tersine çok duygusal bir yapıya sahiptir.

Romanı elinize alıp iki hırsızın hayatı diye okumaya başladığınız zaman belki pek bir şey farketmeyebilirsiniz. Fakat kitap aslında iki hırsızın hayatını anlatıyorken, arka planda suç dünyası ile polis arasında ki iş birliğini ve çıkarcı yapılara değinmiş. Fakir bir bölge ve lüks içinde yaşayan insanların hayatları bir şekilde kesişiyor kitapta.

Arka kapağında verilmiş yorumlara aldanmamak gerekiyor. Bence o yorumlar biraz abartılı olmuş. Yinede okumak isteyenler için fazla düşünmelerine gerek yok, sıkılmayacağınız bir kitap olacaktır diye düşünüyorum.

Tevfik Fikret Anısına – Sabah Olursa

Bu memlekette de bir gün sabah olursa, Haluk,
Eğer bu memleketin sislenen alın yazısı
Dirençli, dinç bir elin güçlü, canlılık verici
Dokunmasındaki titremle silkinip, şu donuk,
Şu paslanan yüzü halkın biraz gülerse… — O gün
Ben ölmemiş bile olsam, hayata pek ölgün,
Pek az ilişkim olur kuşkusuz; — o gün benden
Ümidi kes; beni kötrüm ve boş muhitimde
Bütün acımla unut; çünkü kör, topal, tükenik
Bakışlarım seni geçmişte görmek ister; sen
Bütün etin, kemiğin, kimliğinle yarısın:
Ve şarkılar gibi hep hep kulaklarımda sesin…

Evet, sabah olacaktır, sabah oursa, geceler
Geçer, kıyamete dek sürmez; en sonunda bu gök
Bu mavi gök size bir gün acır; usanma sakın.
Hayata neş’e güneştir, usanç içinde kişi
Çürür bizim gibi… Siz, ey yarın uzaylıların
Küçük güneşleri, artık birer birer uyanın!
Tükenmez özlemi vardır ufukların ışığa,
Işık, ışık… Bugünün işte ruhu, özlemi bu;
Silin bulutları, silkin o korku gölgesini,
Koşun ışıklar içinden o kutlu kurtuluşa.
Ümidimiz bu; ölürsek de biz, yaşar mutlak
Vatan sizinle şu zindan karanlığından uzak!

{iş ilanı} Noktacom Medya Php Developer Arıyor

Nokta Ankara ofisimize Oyun ekibimizin içinde yer alacak aşağıdaki özelliklere sahip PHP Geliştirme Uzmanı aramaktayız;

  • Üniversite Mezunu,
  • Nesne tabanlı PHP kodlamasında ve MYSQL konularında uzman,
  • Jquery iyi bilen,
  • Daha once herhangi bir servise ait API kullanmış, tercihen Facebook API,
  • Firebug ve Web developer toolbar kullanabilen,
  • Analitik düşünebilen ve gelişim çalışmalarını analitik verilerle destekleyen,
  • Ekip çalışmasına yatkın,
  • Oyunlara ilgi duyan,
  • Hızlı ve proaktif çözümlerüretebilen,
  • Hızlı öğrenebilen ve kendini geliştirmeye hevesli,
  • Erkek adaylar için askerliğini yapmış veya en az 2 yıl tecilli olan.

Detaylı Bilgi ve Başvuru:

http://gel.io/xa0O

Jules Verne Üzerine..

Her zaman favori yazarım olmuştur Jules Verne. Sevdiğim bir kaç Fransız yazardan* biri. Bakıldığı zaman çocuk romanları yazan bir yazar olarak görünüyor olsa da bu yaşımda hala okumayı severim romanlarını.

Jules Verne’yi benim için vazgeçilmez yapan şeyse hayal gücüdür.  Ayrıca kitaplarında verdiği bilgiler ve anlatımlar yazarın ne kadar bilgili ve araştırmacı olduğunun bir göstergesidir.

Ama Jules Verne kitaplarında var olan ve benim en çok sevdiğim şey bazı kitapları arasında ki gizli bağlantılar.  Esrarlı Ada kitabında ki ekibin kitap sonunda bulduğu sandık Deniz Altına Yirmibin Fersah kitabının kaptanı ‘Nemo’ tarafından bırakılmıştır. Ki kitabın sonuna doğru adada bulunan ekip Nemo’yu bulacaktır. Ayrıca detaylarını hatırlayamadığım bir bağlantı da yine Deniz Altında Yirmibin Fersah kitabı ile Kaptan Grant’ın Çocukları kitabı arasında da mevcut.

Bunun yanı sıra, Jules Verne kitaplarında doğa ile iç içe yaşamanın ve doğada hayatta kalmanın basit ipuçlarını anlatan bir tarzı var. Bir çok kitabında anlattığı yöntemler pratik hayatta uygulamaya geçirilebilecek yapıdalar.

Kısacası hayal gücünün en büyük temsilcisidir bence Jules Verne. 9 yaşında tanıştığım yazar ve kitaplarını 14 yıldır hala seviyor olmamın belki de en büyük sebebidir hayal gücü. Özellikle kitaplarında ele aldığı basit anlatım, detayları karmaşadan uzak bir şekilde aktarıyor olması kitaplarını kolay okunur ve anlaşılır yapan etkenlerdir.

* Diğer sevdiğim Fransız yazarlar: Alexandre Dumas , Jean-Jacques Rousseau

 

Muhabbet kuşu bakımı için tavsiyeler…

Muhabbet kuşu alırken bazı noktalara dikkat etmek gerekir. En önemlisi gerçekten bakabilecek vaktinizin varlığıdır. Daha sonra muhabbet kuşlarını tanımak gerekir. Bir kaç ipucu vermek gerekirse:

  • Yavru kuşları tercih edin, böylece size alışmaları ve konuşmayı öğrenmeleri daha kolay olacaktır.
  • Eğer sizinle yakın olmasını istiyorsanız tek kuş alın. Birden fazla kuş olduğunda kendi aralarında yaşamlarını sürdürüp sizle pek ilgilenmiyorlar.
  • Musluktan su vermeyin. Dinlenmiş ve filtreden geçirilmiş veya alınmış suları verin.
  • Çok fazla olmamak şartıyla meyve ve sebze verin. Yemiyorlarsa bunları küçük parçalara ayırıp yemlerine karıştırabilirsiniz.
  • Kafeslerini rüzgar etkisi altında olacak yerlere bırakmayın. Ve kafesin yerini gerekmedikçe değiştirmeyin.
  • Kafesin çevresini kesinlikle bir tül ve benzeri bi şeyle sarın. Yoksa kanat çırpmalarıyla tüm toz ve pislikler dışarı çıkıyor.
  • Muhabbet kuşlarının tüyleri oldukça temizdir. Eğer tüylerinde pislik kalıntıları varsa bu ishal ve çeşitli iç parazit ve bakterilerin belirtileri olabilir. Veterinere götürmekte fayda var. Petshoplarda satılan her antibiyotik ilacı kullanmayın. Ve asla sağlıklı kuşa antibiyotikli su içirmeyin.
  • Hergün aynı saatlerde konuşmaya ve ilgi göstermeye özen gösterin. Böylece size alışmalarını sağlarsınız.
  • Eğer evde yalnız kalıyorlarsa televizyon, müzik gibi sesler açmanızda fayda var kendilerini yalnız hissetmeyeceklerdir.
  • Alsa muhabbet kuşu sesi dinletmeyin. Başka muhabbet kuşlarını aramaya başlıycaklar ve bulamayınca psikolojileri bozulacaktır. Psikolojisi bozulan kuşlar tüylerini yolabilir.
  • Haftada bir iki gün yarım saat ile bir saat arasında oda içerisinde uçmalarına izin verin, böylece kanatlarının yağ bağlamasını engellemiş olursunuz.
  • Yavru kuşlar tam uçamadıkları için yüksek yerlere bırakmayın düşüp yaralanabilirler.
  • Yemlerine haftada bir kaç gün az miktarda kum karıştırın. Özel kumlar satılmakta. Bu kumları taşlıklarında saklarlar. Böylece yemekleri sindirmeleri daha rahat olacaktır.
  • Muhabbet kuşları oynamayı seven hayvanlardır, aşırıya kaçmadan tünek, zil ve salıncakları eksik etmeyin.
  • Gagalarını bilemek için özel taşlar mevcut, bunları kafeste mutlaka bulundurmanız gerkir.
  • En önemli nokta ise kafesi sık sık temizleyin. Bakteriyel hastalıkların önüne geçmede önemli bir etkendir. Ayrıca yemlikleri ve sulukları arada sırada sabun ile yıkayabilirsiniz, kesinlikle deterjan vb şeyler kullanmayın.

Son olarak muhabbet kuşları çok duygusal hayvanlardır, sevginizi eksit etmeyin…

{İş İlanı} Sistem Yöneticisi

Nokta bünyesinde Sistem Destek Uzmanı pozisyonunda takım arkadaşları arıyoruz.

Genel iş tanımı:
Nokta.com Ankara ofisimize, tam zamanlı olarak, sistem ekibimizin içinde yer alacak, öğrenmeye hevesli, yeni teknolojileri ve gündemi takip eden, kendisini geliştiren takım çalışmasına uygun bir ekip arkadaşı arıyoruz.

Detaylar ve başvuru:

http://firma2.kariyer.net/jobsearch/jobdetail.kariyer?arn=&sid=&ilankodu=694457&ilId=002&tss=1&bsn=1

Özgür Kuru is Stephen Fry proof thanks to caching by WP Super Cache