Yalnızlık…

Sararmış yaprakların mevsiminde tanıdım yalnızlığı,
Çıtırdarken ayaklarımın altında….
İrkildim soğuk nefesiyle yalnızlığın.
Korktum…
Yalnızlıktan değil, kendimden içimdeki benden korktum.
Kaçmak istedim.
Yapraklardan, Sonbahardan, kendimden…
Ama asla yalnızlıktan değil.
Anlamıştım, yalnızlığın ta kendisiydim…

Kar

Kış gecelerini hep sevmişimdir. Özellikle kar yağıyorsa. Gecenin tüm karanlığını hiçe sayıp parıldayan kar taneleri hep mutlu eder beni.

Tabi Ankarada olunca bunun tadı çok çıkmıyor. Şimdi köyde olup tertemiz gökyüzünde ki yıldızlarla karın tadını çıkartmak vardı. Gerçi henüz bizim oralara kar yağmadı, ama hayali bile güzel.

İşte böyle, kar denilen o beyazlığın içimde ki yansımaları. Belkide kış mevsiminin elle tutulur tek mutluluğu.

Unutmadan şunuda belirteyim, Karadenize kar yağsada adam gibi hamsi yesek…

Ve Ankaraya Kar Yağar…

Ankarayı sevmediğimi yakın çevrem bilir. Hele mevsimlerden kışsa. Ankara zaten kendi halinde, yalnız ve durağan bir şehir. Üstüne birde kar yağınca hiç çekilmez.

Şikayet etmeyi bırakayıp biraz güzel bir şeylerden bahsedeyim. Belki de Ankara için söyleyeceğim nadir güzel şeylerden biridir bunlar. Ankara yalnız olmadığınız sürece gerçekten çok keyifli bir kent. Hele son yıllarda bire bir arkadaşlarınızla oturup sohbet etmekten, starbucks’a burger king’e para harcamaktan başka bir şey yapamayacağınız alış veriş merkezleriyle doldu taştı.

Peki Ankara sadece bu mu? Tabi ki hayır. Özellikle arkadaşlarla kar topu oynamaktan, hiç becerememiş olsakta kardan adam yapmaya çalışmaktan büyük zevk duymuşumdur. Kışı ve özellikle karı çok severim. Dediğim gibi Ankara eğer yalnız değilseniz güzel bir şehirdir. Yeni halini bilmiyorum ama kar yağdığında eski Gençlik Parkı bile gayet güzel görünebiliyordu gözüme. Özellikle sonbahar döneminde sararmış yapraklarla kaplı Opera oldukça güzel bir görünüme sahip. Tabi birde Beytepe’nin sonbahar sarısını, kış beyazını, bahar yeşilini unutmamak gerekiyor.

Evet, bu kadar güzel şeyine rağmen Ankarayı bir türlü sevemiyorum. Çünkü yalnız kalabilmek için yeterli gücü vermiyor Ankara size. En azından bana. Belki de bu yüzden Ankara’da bulunduğum sürelerde daha çok yazı yazabiliyorum…

Sitem….

Arkadaşlık denilen kavramın gerçekten çok özel bir kavram olduğuna inanıyorum. Belki bu yüzden çok fazla arkadaşım yoktur hayatımda. Pişmanda değilim açıkçası.

Fakat artık insanlar dost dediğin kara günde belli olur lafını çoktan unutmuş gitmiş. Herkes bir birleriyle çıkar ilişkisi içerisinde. Çok fazla bahsetmeyeceğim ama neredeyse aşklar bile bu çerçeveye girmeye başladı.

Neden bu satırları yazdığıma gelince, son dönemlerde telefonuma gelen aylardır arayıp sormayan insanların benden yardım istiyor olmaları oldukça canımı sıktı. Çünkü gerçekten nasılsın demek bile zor geliyor ve yıllarca arkadaş olduğunuz insanların halini hatrını sormuyorsanız arkadaş olamazsınız. En azından benim için arkadaş kelimesinin anlamı bu kadar dar değil.

Fazlaca sitem etmiş olabilirim fakat artık gerçekten sıkıldım. Yahu en azından bişi isterken “Nasıl gidiyor Özgür?” deyi verin….

Ve NOKTA…

Yaklaşık 10 ay önce çalışmaya başladığım grou.ps projesinde yürütmekte olduğum sistem yöneticisi görevimden bugün itibari ile istifa etmiş bulunuyorum. Bana oldukça fazla şey katan, bilgilerimi ve öğrenme kapasitemi fazlasıyla zorlayan, her anından büyük zevk duyduğum bu ekibe ayrıca teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Grou.ps’ten istifa etmemle birlikte 16 aylık İstanbul macerasına da güzel bir NOKTA koyduğumu belirtmek istiyorum.

Mutluluk eşittir başarı…

Bazen düşünürüm, bir insan için başarı nedir diye. Cevap vermesi çok güç bir soru bu. Fakat sanırım ben kendim için bu sorunun cevabını buldum. Eğer bir şeyleri yapıyor ve mutlu oluyorsam gerçekten başarılıyım.

Belki şaşırabilirsiniz, fakat ben artık başarının mutlulukta gizli olduğuna inanıyorum. İnsanların sizi ne kadar başarılı gördüğü ya da ne kadar beceriksiz olarak nitelendirmesinden çok, sizin kendinizi ne kadar mutlu hissettiğiniz daha önemli bir unsur. Ne de olsa mutlu olmadığınız bir işte gerçekten verimli olamıyorsunuz.

Çok fazla çalışmak, çok şey öğrenmek gibi şeyler elbette ki başarı için gerekli adımlar. Fakat bunları yaparken başarısızlıkta bir ihtimal. Bu kötü ihtimali ortadan kaldırmanın yolu ise -bana göre mutlu- hissettiğiniz şekilde çalışmak ve öğrenmek. Kendinizi mutlu kılmadığınız sürece yaptığınız her şey bir süre sonra size acı vermeye başlayabiliyor.

Kısaca, eğer yatarken yüzünüz gülebiliyorsa ve kendinizi her şeye rağmen mutlu hissediyorsanız başarıyı yakalamışsınız demektir.

Bayramınız Mübarek Olsun….

Yine geldi bir bayram daha. Nice bayramları mutluluk, barış ve özgürlük içinde kutlamanız dileği ile iyi bayramlar dilerim. Her bayram yaptığım gibi bu bayram içinde bir kaç karikatür paylaşacağım…

Sonbahar Matemi..

Ayrılık rüzgarları esiyorken üzerimde,
Matemini yaşıyorum sonbaharın.
Korkmuyorum kıştan,
Biliyorum baharların yolda olduğunu…
Fakat,
Mevsim ne olursa olsun
Rüzgarların ayrılık tadında olacağını biliyorum…
Ve her rüzgar esişinde
Bir boşluk açılacak kalbimde…
Sonbaharın matemi de olsa bu içimdeki,
Biliyorum, yalnızlığa çıkacak tüm mevsimler…
Ve sonbahar bittiğinde matemi kalacak geride….
30 Ekim 2010

Nasıl Küseyim Siyaha?

Hayat siyah beyaz bir film misali akıp gidiyorken gözlerimizin önünden,
Söyler misiniz bana, nasıl küseyim siyaha?
Odamı kaplarken gökyüzünün karanlığı
Sessizce süzülürken karanlığın çığlığı
Söyler misiniz bana, nasıl küseyim siyaha?
Siz çoktan kurmuşken dünyalarınızı
Bana kalmışsa kuytu ve karanlık rüyalar
Siz güneşle gülüyorken
Ben ağlıyorsam karanlıkla birlikte
Söyler misiniz bana, nasıl küseyim siyaha?
Hayat kurarken kurallarını tüm karmaşıklığıyla
Bana düşen yalnızlıksa bu oyunda
Ve ağlamaksa geceler boyu soluk soluğa
Söyler misiniz bana, nasıl küseyim siyaha?
30 Ekim 2010..

Etiketteki Gerçek…

“… Paketin arkasındaki o minik yazıları boşver, onları okuyamıyorsun zaten. Bizim ihtiyacımız olan şey etiketteki gerçek…”

Çok şey ifade ediyor aslında, belki çok popüler olamamış bir polisiye romanda* geçen bu cümle. “… ihtiyacımız olan şey etiketteki gerçek…”
Aslına bakarsak, hayatımızın her noktasında etikette olması gereken gerçeklere ihtiyacımız var. Okunamaz puntolarla yazılmış ve bir çoğumuz için sıradan prosedürler olarak görünen şeylere değil.

Birçok insanın söylediği gibi basitliğe ihtiyacımız var aslında. Bir şeyleri anlamak için o kadar çok detaylara gömülüyoruz ki, kendimize bile vakit ayıramıyoruz. İhtiyacımızdan çok daha fazla detayla ve etiketin arka kısımlarında yazan minicik yazılarla uğraşıyoruz. Sonuç göz yorulmasından daha fazlası bence. Kalbimiz ve ruhumuz yoruluyor, bu detaylarla vakit geçirirken…

Yaşamaktan zevk almamız gerekirken, zevk almadan yaşamayı öğreniyoruz. Ve çoğu zaman aslında öğrenmiyoruz, ezberliyoruz. Etikette yazılmış olan büyük harfli cümleler bizlere yeterli gelmeliyken, hep küçük şeylerle başımız ağrıyor. Üzüntülerimizin küçük olması gerekiyorken, mutluluklarımız küçülüyor. Küçük şeylerle mutlu olmak bile çok basit gibi görünüyorken, o küçük şeylere ulaşmak o kadar detaylı ve karmaşık ki, bizi mutlu eden şey gerçekten küçük bir şey mi bilemiyoruz.

Evet, insan gerçekten küçük şeylerle mutlu oluyor. Ama bütün bu küçük gibi görünen şeyler aslında koskocaman bir anahtar. Mutluluğa giden kapının yine küçük bir anahtarı. Ve tüm karmaşıklığıyla ona ulaşmamızı bekliyor… Kısaca etikette “Küçük şeylerle mutlu olmayı bilmeli insan…” yazıyor, etiketin arkası ise oldukça küçük ve karmaşık…

Bol mutlu günler…

* P. J. Tracy Canlı Yem kitabından alıntıdır…

Özgür Kuru is Stephen Fry proof thanks to caching by WP Super Cache