« Posts tagged ben

Mesleki sorun: uykusuzluk…

Bugün çokta önemli sayılmayacak bir sebepten sağlık ocağına gittim.

Şikayetimi dile getirdikten sonra doktor ilk can alıcı soruyu sordu “uyku düzenin nasıl?”. O an uyku denen wşeyin ne kadar önemli olduğunu anladım. Doktor düzenli ve belli saatlerde uyumam gerektiğini söyledi. İtiraf ediyorum yine geçirdim uyku saatini…

Mesleğimin gerektirdiği yoğun tempodan dolayı doktora gitmekten korkuyorum. Göz doktoruna gitmem lazım ama “günde x saatten fazla bilgisayar kullanma” demesinden korkuyorum….

Posted from WordPress for Android

Neler oluyor bana…

Başlık biraz karamsar oldu farkındayım ama başlık bulma konusunda yetenekli olmadığımı da kabul ediyorum. Aslında başlık tam da yerinde olmuştur bilemiyorum.

Eskiden bazı şeyleri kendime saklardım, özellikle şiir ile ilgili olanları. Şimdiler de zaman zaman blog girdisi olarak yayınlıyorum şiirlerimi. Bu çok nadir olduğu için herkes şaşırıyor doğal olarak. Aslında bilmiyorlar ki ben çok uzun süredir şiir yazmaya çalışan (hala şiirlerimi sadece yazılmaya çalışılmış şiirler olarak görüyorum) biriyim. Artık öyle bir noktaya geldim ki şiir çalışmalarına dair resimleri bile paylaşır oldum (bakınız facebook albümü ). Her zaman olduğu gibi yine şaşıracaklar olacaktır doğaldır. Neler oluyor bana sorusu aslında tam olarak burası için, neden paylaşıyorum şiirlerimi bilmiyorum.

Son bir buçuk yıldır çok az şiir yazmış olsam da son dönemde artan şiir yazma isteğim ve arzum beni mutlu ediyor (Her ne kadar sevgili çalışma arkadaşım Mustafa Şapçılı şiir yazan geliştirici istemiyoruz dese de kendisini dinlemiyorum bu konuda ). Çünkü bir şeyler yazmayı seviyorum, iyi yada değil çok umursamıyorum.

Aslında sadece şiir değil ama sanırım şiirler nispeten kısa oldukları için onları bitirmeye ancak fırsatım oluyor. Denedim, bir kaç kere küçük hikayecikler yazmayı ama hiç birinin sonu gelmedi… Kim bilir belki bir gün olur…

Merak edenler, okumak isteyenler için küçük bir haber vereyim yakında şiirlerimi daha güzel bir ortamda paylaşmayı planlıyorum.

9 Temmuz 2010

22. Kez, Merhaba dünya….

Doğum günümü kutlayan, kutlamayan, hatırlayan, hatırlamayan herkese sonsuz teşekkürler. En büyük ve özel teşekkür ise başta annem, babam ve abim olmak üzere her geride bıraktığım yılda bana çok şey katan insanlara gelsin….

Yalnızlık….

Karanlık bir gece,
Yağan yağmur,
Esen rüzgar,
Ve kocaman bir sessizlik…
Her şey hüznü anlatırken
Damlıyor gözyaşlarım,
Ne esen rüzgarların götürdüklerine,
Ne de karanlığına gecenin…
Sadece yalnızlığa tüm gözyaşlarım….

Yeni bir dönem…

Yaklaşık olarak altı aydır çalıştığım Crypttech firmasında ki görevimden 18 Ocak 2010 tarihinde istifa ettim. Altı aylık çaılışma süresinde çok şey öğrendim, çok güzel zamanlar geçirdim. Altı ay boyunca çalıştığım tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Bununla birlikte yeni bir işe merhaba demiş oldum. Artık daha fazla çalışmam ve daha fazla öğrenmem gerekiyor. Kısacası hala İstanbuldayım ve hayat tüm hızını arttırarak devam ediyor…

Gitmek lazım bu şehirden…

Gitmez lazım bu şehirden
Hazır şehir sensizken
Gitmek lazım…

Unutmak herşeyi
Ve bakmadan arkaya
Gitmek lazım bu şehirden…

Bahar yağmurları vurmadan pencereme
Ve hazır sessizken bu şehir
Gitmek lazım
Sessizce…

Alışmak…

Dün kısa bir süre için de olsa İstiklal Caddesinde küçük bir gezinti yaptım. Dört aydır belki ilk defa İstanbulu bu kadar yakından hissettim. Etrafta dolaşan insanlar, İstiklal’in havasından olsa gerek kulağa hoş gelen müzikler çalan dükkanlar, sokakta müzik yapan insanlar ve tabi ki tramvayın sesi. Hepsi bir araya gelince İstanbul’da yaşıyor olduğunu tam anlamıyla anlıyor insan sanırım…

Yaptığım işten ve yaşadığım şehirden dolayı gerçekten mutluyum. Ama tabi doğduğumdan beri yaşadığım şehirden uzakta olmak, Ankara’yı özlediğimden değil de arkadaşlarımdan uzakta olmak birazcık burukluk katıyor. Bu durumda sanırım İstanbul’a alıştıkça değişir…

Hayat beni yıllardır istediğim şehre getirdi, umarım bundan sonra ki yıllar da yine hayallerimi gerçekleştirme şansını bulurum….

“Sakın bir şey bırakma yarına, yarın yok ki…”

Başlık bir alıntı*, sadece bir cümle… Yazdığım bu kelimeler ise bu cümleyi görünce hissetiklerimi anlatmaya çalışacak, uzun bir süredir yazmıyorum başarabilecek miyim bilmiyorum. Fakat yarına bırakmayacağım bu işi…

Çocukken bir çok hayalim vardı. Yarınlarla ilgili… Mesela kimse bilmez bir yazılımcıdan çok bir doğa bilimci olmak istediğimi, veya üç satır kod yazmaktan daha çok bir kaç mısra şiir yazmayı sevdiğimi. Hepsi bir yerlerde gizli kalmış şeyler…

Bu sözlerimden bulunduğum noktadan dolayı pişmanlık duyduğum düşüncesi çıkmasın. Hayatımın hiç bir zamanında hayal edip yapamadığım şeylerden dolayı pişmanlık duymadım. Ki zaten artık hayaller gerçek olduğunda, hayal edilirken kadar mutluluk vermediğini biliyorum. Hayallerin yarınlar için olduğunu, insanların hayal kurarak bugün için yani gerçekler için yaşadığını çok çok iyi biliyorum.

Hep yarınlara bırakılmış, aslında hep yarınlardan bir şeyler beklemişim (belki hepimiz bekliyoruz). Sanırım artık yarınlara attığım hayallerim için yarını unutum bugünden çalışmaya başlamam gerekiyor.

* Başlık Özdemir Asaf’ın bir şiirinden alıntıdır.

???

Bugün nedendir bilinmez küçüklüğümü hatırlarken buldum kendimi. Keşke şuan elimde olan fotoğraf makinası o dönemlerde elimde olsaydı da eski Keçiöreni fotoğraflaya bilseydim.

Gerçi sanırım şuan ki Keçiören eskisine oranla çok daha güzel. Aslında değişen veya kaybolan şey yaşadığım kent değil. Değişen sanırım benim, ve şuan yetişen çocuklar.

Eskiye bakıp hatırladığım bir çok şey var. Fakat hepsinin içerisinde oynadığımız oyunlar, yaptığımız yaramazlıklar diye sıralayabileceğim şeyler var. Şimdi ise sokaklarda çocuk sesi duymak pekte kolay değil. Eskiden yaz geldiğinde sokaklarda futbol oynayan çocuklar olurdu. Sanırım şimdi hepsi internet cafelerde pes oynuyorlar veya counter strike, urban tarzı oyunlar oynuyorlar.

Biz yaz akşamlarında oturduğumuz binanın arkasında arkadaşlarla oturup bir birimize bir şeyler anlatır dururduk. Abilerimiz bizleri korkutan hikayeler uydururlardı, fakat şimdi çocuklar fifa oyununda attıkları golleri, need for speed ile yaptıkları rekoları anlatır olmuşlar. Daha vahimleri de var elbet. Bir birlerine magazin haberlerini anlatan çocuklar :) .

Bir dönem mahalle takımının gözde kalecisiydim :) . Yaz dönemlerinde yan binadaki komşularımızla maç yapardık. Küçüklüğümden aklımda kalan en büyük olay ise bir okul çıkışı dayım ile olan sohbetimdir. Kaçıncı sınıftaydım hatırlamıyorum bir bilemedim ikinci sınıftı sanırım. Dayım bana bir hayalimi sormuştu, bende atlara binmek istediğimi söylemiştim. Bu cevap üzerine dayım “Neden atlar, bence arabaya binmek olsun hayalin” şeklinde bir cevap ile karşılık vermişti. Her dayı – yeğen arasında geçebilecek bir diyalog belki. Fakat hala bir ata binememiş olmam ve henüz emniyet müdürlüğünden almadığım bir ehliyetim olduğu düşünülürse gerçekten hayal olduğunu anlıyorum. Ve bu noktada bu diyaloğun benim için önemi ortaya çıkıyor. Kim bilebilir belki bir gün bir ata binerim. Ve ya İbrahim Sadri’nin adını hatırlayamadığım bir şiirinde bahsettiği gibi sırf hatırası kalması için binmem.

Bir çocukluk arkadaşım olmadı. Belki de çocukluğumun geçtiği apartmanın tamamı ile akrabalardan oluşmasının bir sonucu bu. İçimde bir keşke de yok bu konu ile ilgili ama yazmak istedim işte. Belki bu yüzden hep kendimle vakit geçirmeyi sevdim. Orta okulda hafiften başlayan lisede ilerleyen şu dönemlerde duraklamış şiir yazma maratonu da sanırım bu yalnızlıktan olsa gerek. Hatta bilgisayar ile ilgili olmam bile buna bağlı olabilir. Kitaplara olan düşkünlüğümde. Hatta 22 Mayıs günü Akın abi ile yaptığımız sohbet sırasında 150 bin kitabın yazar ve arka kapak bilgilerinin elimde olduğunu ve bunları kaybettiğimi söylediğimde verdiği “seni doğru dürüst bilirdim sende deli çıktın” tepkisinde belirttiği delilikte buradan gelmedir kim bilebilir…

Şimdilerde baktığımda ise geçmişte ki ben ile şuan ki ben arasında çok büyük farklar yok. Düşüncelerim zaman zaman değişse bile hep o yalnızlığı seven bir insanım.

Küçüklüğümden özlediğim şeyler ise, her akşam ailecek oynadığımız isim şehir oyunu, sokakta saklambaç oynaşımız, kuzenlerle birlikte oturup oynadığımız bilimum milyoner, borsa vs oyunları… Tabi birde her cuma okuldan çıkıp dayımda soluklanırken oynadığımız atari seansları. Sanırım gamestart marka ateri vardı. Büyük kuzenimde ise kara kutu denilen kasetsiz cihazlar :) . Pembe uçak oyunları filan.

Şimdilerde önümdeki notebookun kapağını kapattığımda yine kendimle baş başa kalıyorum. Fakat kitap okumak, şiir yazmak gibi sevdiğim şeylerle uğraşmak pekte çekici değil.

Bakalım ilerleyen zamanlarda neler yazacağım bu konu ile ilgili….

Bir zamanlar…

Bir arkadaşım, msn adresine bir söz yazmıştı… “Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum…” diye. Uzun süre olmuştu hani İbrahim Sadri dinlemeyeli.

Oysaki eskiden, çok değil iki üç yıl kadar önce. İbrahim Sadri dinlerdim. Aslında bu sevda da eskiye dayanır ya neyse… Uzun süre oldu. Şiir dinlemediğim, İlhan İrem dinlemediğim. Özlemişim aslında. Şimdi arka planda çalan Sevda Sokağı’nı, Bir Adın Kalmalı’yı… Aslında çok şey geride kalmış çok…  Eskiden şiir de yazardım. Arka planda muhtemelen ya İlhan İrem çalar, ya İbrahim Sadri kelimelere can verirdi, ben kalemimle kağıtları yorarken. Şimdiler de yazmıyorum. Arada sırada klavyenin tuşalarını eskitiyorum ama tadı yok eskisi gibi. Kağıtları karalamak ayrı bir zevk sanırım. Ya da, sıkıcı bir ders sırasında matematik formüllerinin yanına çizilmiş üç beş satır daha anlamlı kaçıyor.

Okuyorum, yazdıkalarımı. Ne kadar çok duygusalmışım ve sanırım hep imkansıza aşık… Şimdi İbrahim Sadri Adın Batsın diyor da, hak vermiyor değilim. Kalemi, kağıdı çok seven ben, uğramıyorum yanına bile o eski dostların. Zamansızlık değil, biliyorum. Çünkü eskiden evet eskiden, belki daha hayat rüzgarları geçmemişken başımdan, iki saat geç koyar kafamı yastığa ve kalemimle birlikte dans ederdik kağıtlarla..

Evet, arkada şiirler dönüyor da benim gözlerim doluyor. Yazasım geliyor. Fakat bulamıyorum, emektar kalemi, onu saran defter yapraklarını… Yerini almış olsa da klavyem. Tadı yok, kağıdı kömürle kirletmek gibi…

Uzun süre olmuş çok uzun süre… Şimdi gözlerim dolmuş, özlemler belirmiş ve ben yine eski ben olmayı hayal eder olmuşum. İçimde ki boşluğu şimdi anlıyorum. Bırakmışım en güzel dostları bir kenara. Sanallıklar içerisinde boğulur olmuşum. Özledim, şiir yazmayı, kendimi dinlemeyi. Evet, hüzün dolu melodilerle uyumayı. Gökyüzüne bakıp, Bir Adın Kalsın diyebilmeyi….

Ve şimdi. Geldik hiçlikler zamanına. Yazmak istesekte, bir şeyler engel oluyor sanki. Suçlu kim? Hayat mı? Yoksa biz mi?….

Çok uzun zaman olmuş çok.. Bakıyorum da en son tarih ikibinyedi. Takvimler ilerlemiyor mu hiç? Unutmuşum. Dinlemeyi, dinlerken yazmayı…..

Özgür Kuru is Stephen Fry proof thanks to caching by WP Super Cache